Kayıtlar

mektuplardan etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

şah-ı mütercim

o yaz, stoktaki bütün çizgi romanları devirdikten sonra ne okusam diye aranırken, kapağı yırtılmış bir ingilizce-türkçe gramer kitabı elime geçti. yıllar sürecek ingilizce öğrenme maceram, adını ve yazarını dahi bilmediğim bu kitapla başladı diyebilirim. galiba ilkokul sondaydım. ortaokul ve lise yıllarımın ingilizce dersleri ekseriyetle boş (öğretmensiz) geçtiğinden, o kitap uzun yıllar bana kılavuzluk etmeye devam etti. şehre gittikçe aldığım ingilizce gazeteyi aylarca hatmeder, birşeyler anlamaya çalışırdım. tıpkı kuran, osmanlıca va bağlama gibi ingilizceyi de kendi gayretlerimle öğrendim. bu hiç yardım almadım anlamına gelmiyor. altı yıllık ortaöğrenim hayatım boyunca iki, iki buçuk yıl kadar ingilizce dersi almışlığım var. üniversite son sınıfta akademik (ingilizce) metinlerin çözümlemesine yönelik bir kursa gittim ve çok faydalandım. (o düzeyde bir kursa devam edebildiğime göre, kendime iyi bir temel oluşturmuşum demek ki) istanbula geldikten sonra da toplam dört kurluk i...

hoşçakal

mümkün olduğunca kırıp dökmemeye çalışsak da, hayatın akışı bizi bazen hırçınlaştırabiliyor. bu hırçınlığı dizginlemek, bunun mümkün olmadığı zamanlarda ise en azından telafisi zor sonuçlar doğurmaması için çalıştım. ama herzaman başarılı olduğum söylenemez. neticede ben de herkes gibi ve en az hepiniz kadar, telafiyi gelecek zaman dilimlerine bırakmakla malülüm. hepiniz hoşçakalın. */* Not: 2013 yılında, iş değiştirirken çalışma arkadaşlarıma gönderdiğim veda mektubu

musahhihin manifestosu

musahhihler, politikacılara ve bürokratlara benzer. ellerindeki metni kendi sınırları içinde değerlendirmekle yetinmez, ona yeni bir form vermeye çalışır, üstelik bunu ulvî bir görev, hatta bir hak gibi görmeye meylederler. bunu yaparken, çoğu zaman iyi niyetlidirler de. dilediğince şekil verebilmenin ön şartının, o malzemenin sahibi olmaktan geçtiğini hatırdan çıkarmamaya çalışarak önerilerimi beş başlıkla sınırlı tutmaya çalıştım. yazım hataları şeklî unsurlar özgün metinle birebir kıyas (atlanan/unutulan cümle var mı?)   eksik yada hatalı tercüme edilmiş olabileceğini düşündüğüm (tereddüde sevk eden) yerler   sade, fakat iyi bir okur sıfatıyle “anlaşılmıyor” yada “şu şekilde ifade edilse daha iyi anlaşılır” diyebileceğim kısımlar. bu beş maddeden ilk dördünün mutlaka dikkate alınmasını öneriyorum. beşinci kategoriye girenlerin (ki çoğu öyle) bir ölçüde de olsa dikkate alınması, belli bir dikkat ve birikim gerektiren bu kitabın daha kolay okunmasına ve daha...

ilahi aşk

iki şehrin hikâyesi'ndeki (dickens) carton, gönül hanım'daki (müftüoğlu) kont bela yada deli yürek'teki (tv dizisi) ayşegül… galiba gerçek aşk onlarınki gibi. ama hiçbirinin sonunda mutluluk yok. birincisinde carton kızı daha çok seviyor, ama kız darney'e gidiyor, ikincisinde ahmet'e. üçüncüsünde ise yusuf zeynep`in oluyor. üstelik ilk iki örnekte, delicesine sevdikleri kızı elleriyle başkasına teslim ediyorlar. çünkü kız, orada, onlarla daha mutlu olacak. aşkın içinde bencillik yoksa, ilahi bir hüviyet kazanıyor sanki. huzur buluyor ama mutlu olamıyorsun. başkalarının mutluluğu insanı nereye kadar mutlu edebilir ki?..

sessizlik onay değil

îmadan kaçınan, söylemek istediklerini doğrudan, fakat usturupluca ifade etmenin doğru olduğuna inanan biriyimdir. en azından öyle olduğumu sanıyor, öyle olmaya çalışıyorum. fakat, nasıl desem, biraz tuhaf biriyimdir de… sesimin yada sessizliğimin ne şekilde algılanacağı kaygısını hayatımın hiçbir döneminde taşımadım meselâ. ne şekilde algılandığına da aldırmadım. buna rağmen bildim ki, sessizlik çoğu zaman onay ve kabulleniş şeklinde algılanmakta. lâkin onaylamadığım, kabul etmediğim konularda sessiz da kaldığım oldu. bu durumu, sessizliğe değil de, sesime verdiğim değer ile açıklamak mümkün sanırım. çünkü ben, şahsımla ilgili -fikirlerimi kastetmiyorum- yanlış anlama yahut kanaatlerin çok azını düzeltme gereği duydum. hayatı bir muharebe gibi görmediğimden, çok fazla müdafaa hattı kurmaya lüzum görmedim demek de mümkün belki, bilemiyorum. fakat şu kadarını iyi biliyorum ki, düzeltmeye çalıştıklarımın ortak noktası sözkonusu yanlış anlamanın, varsa, karşı tarafı üzme ih...