Kayıtlar

yakın tarih etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Türk Solunun Kemalizmle İmtihanı

Sinop’taki tarihî cezaevinde çekilen bir dizi vardı: Parmaklıklar Ardında. Arada ben de bakardım. 2013 yılında yolum Sinop’a düşünce, müze olarak kullanılmak üzere Kültür Bakanlığı’na devredilen bu hapishaneyi ziyaret etmiştim. Dizi çekimlerinin yapıldığı alanlar dışında harap haldeydi. Eski hapishane, yeni müze girişindeki tanıtım levhasına göre, denizin dövdüğü bir yar üstüne 13. yüzyılda inşa edilen Sinop Kalesi’nin bir bölümü 19. yüzyılın sonuna doğru hapishane olarak kullanılmaya başlanmış. Yapılan eklemelerle genişletilen bu hapishanenin sakinleri arasında Kuyucaklı Yusuf, Kürk Mantolu Madonna ve İçimizdeki Şeytan romanlarının yazarı Sabahattin Ali de varmış. Rahmetli Edip Akbayram’ın seslendirdiği ‘Aldırma Gönül’ şarkısının sözlerini de bu hapishanede yazmış: Dışarda deli dalgalar / Gelip duvarları yalar / Seni bu sesler oyalar / Aldırma gönül aldırma. Sabahattin Ali gazeteci, mütercim ve şair yanı da olan çok yönlü bir insan, tek parti rejimine muhalefeti nedeniyle çeşitli defa...

Bahçeli'nin feraseti

Bu ülkeye FETÖ mü daha çok zarar verdi, PKK mı? Benim bu soruya cevabım, hiç şüphesiz FETÖ şeklinde... PKK bu ülkeyi bölmeye çalıştı, FETÖ sinsice ele geçirmeye. PKK emellerini gerçekleştirmek için silah kullandı. FETÖ insanların haysiyetine göz dikti. Ruhunu teslim alamadığı insanları yalanla, iftirayla, tehditle, şantajla dize getirmeyi denedi. Netice alamadığı hallerde silah kullanmaktan çekinmedi. Hanefi Avcı, Nedim Şener, Türkân Saylan, Necip Hablemitoğlu, Muhsin Yazıcıoğlu ve Hırant Dink gibi nice isim FETÖ’nün ya gadrine uğradı veya kumpasına kurban gitti. PKK’ya katılanlar ne yaptığını, neye hizmet ettiğini az-çok biliyordu. FETÖ içinde yer alanlar ise -en tepedekileri saymazsak- neye hizmet ettiğinin farkında bile değildi -ta ki 15 Temmuz’a kadar. Bu tarihten sonra FETÖ’ye hâlâ sempati duyanları, irtibatını kesmeyenleri iyi niyetli bulmuyorum. Hain emellerini gerçekleştirmek için dini peçe olarak kullanan FETÖ saye-sinde, öteden beri dindarlara önyargıyla bakan kesimin ...

Dış politikada Menderes'in izinde

ABD ve AB ile arasında soğuk rüzgârlar esen Türkiye’nin, Batı’nın tecrit ettiği İran ve Rusya ile görüşmeye devam etmesi, Rusya’ya uygulanan ambargoya katılmaması (kimilerine göre ‘delmesi’) ve nihayet Çin ile Rusya’nın başını çektiği Şanghay İşbirliği Örgütü’ne katılma konusunda niyet beyanında bulunması dış politikada eksen kayması tartışmasını yeniden alevlendirdi. Diğer ülkelerle ilişkilerimizi geliştirmeye kalkan bütün hükümetler benzer itirazlarla karşılaşmışlardır. Aslında önemli olan, diğer ülkelerle münasebetlerimizi Batı blokundan koparak mı, kopmadan mı geliştirdiğimiz. Rusyayla Ukrayna arasındaki esir takasına aracılık etmek ve Ukrayna tahılının dünya pazarlarına ulaşmasına yardımcı olmak gibi birçok konuda uluslararası sorunların çözümüne katkı sağladığı ve Batı karşısında Türkiye’nin elini güçlendirdiği sürece Batı bloku dışındaki ülkelerle iyi ilişkiler kurmanın nesi kötü? Ancak ticaret yapmanın ve iyi ilişkiler kurmanın ötesine geçip onların siyasî ve ekonomik sistemi...

1970'leri özlemek

Müzisyen İlhan İrem’i geçtiğimiz günlerde kaybettik. Ailesine ve sevenlerine başsağlığı diliyorum. Kendine has müziği ve yorumuyla hemen her şarkısında belli bir standardı tutturmayı başarmış iyi bir müzisyendi. Yaptığı müziği ‘senfonik rock’ olarak adlandırıyordu. Hakkında söylenenlerden ve vaktiyle Aydınlık gazetesinde kaleme aldığı köşe yazılarından takip edebildiğim kadarıyla sıkı bir solcu ve Atatürkçü idi. Veysel’in uzun ince bir yol olarak tarif ettiği hayatı bir ‘koridor’ olarak gören, seküler-sufi bir dünya görüşüne sahipti. Vefatının ardından bir dizi taziye mesajı yayınlandı. Onu tanıyanlar, müşterek hatıralarını anlattı veya yazdı. İrem’in müzik dünyasında boy göstermeye başladığı 70’li yıllara bolca atıf yapıldı ve o yıllar özlemle yad edildi. Kimilerine göre 70’ler sevgi dolu masumiyet yıllarıydı. Gerçekten öyle miydi? 70’ler sevgi ve dostluğun hüküm sürdüğü bir dö-nem mi idi? Televizyonun, cep telefonunun ve internetin olmadığı bir dünyada aile efradımız, ahbaplarım...

oylamaya mutlaka katılın

İki önceki yazıda, 27 Nisan 2007'de DYP ve lideri Ağar ile ANAP'a gönderdiğimi söylediğim e-posta. Yerine ulaştı fakat amacına ulaşmadı ne yazık ki. Her iki lider de, partileri de oylamaya katılmadı. ANAP'tan şu an adını hatırlamadığım bir tek milletvekili katılmıştı oylamaya. Sonradan Ak Parti'den bir dönem milletvekilliği yaptı. E-postanın tam metni aşağıda. */* Siyasi sorunların demokratik mekanizmalar içinde ve siyasi aktörler eliyle çözülmesi gerektiğine inanıyorum. Cumhurbaşkanlığı seçiminin siyasetin çözmesi (daha doğrusu karar vermesi) gereken bir konu olmaktan çıkıp "adli bir vaka" halinde mahkemeye taşınması bu bakımdan yanlış olacaktır. Özellikle Sami Selçuk'un Star Gazetesi'ndeki yorumlarını okuduktan sonra, oylamaya başlanabilmesi için Meclis'te 367 kişinin hazır bulunmasının hiç de şart olmadığına iyice kanaat getirmiş bir seçmen ve vatandaş olarak, bu noktada partinize ve milletvekillerinize önemli bir görev düştüğünü düşünüyo...

onbeşinci yılında 22 temmuz seçimleri

Türkiye’nin son kırk yılına damgasını vuran iki seçimden biri olduğunu düşündüğüm 22 Temmuz 2007 milletvekili seçimlerinin üzerinden onbeş yıl geçti. İnsan ömrü için uzun, siyasal tarih için kısa bir süre. 22 Temmuza uzanan süreçte dönemin muhalefet partisi CHP ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Kanadoğlu ile hukuk ve izan dışı 367 kararının altına imza atan Anayasa Mahkemesi üyeleri Ak Partili birini (hassaten Erdoğan’ı) cumhurbaşkanı seçtirmemek için ülkeyi adeta bir siyasî kaosun içine atmışlardı. Bu kaos sokakta da yankı buldu ve büyük şehirlerde ‘cumhuriyet mitingleri’ adı verilen geniş katılımlı nümayişler tertip edilmeye başlandı. Bir tarafta görev süresi dolmakta olan bir cumhurbaşkanı, diğer tarafta yeni cumhurbaşkanını seçmeye yetecek milletvekili sayısına sahip bir parti, öbür tarafta Ak Partili bir cumhurbaşkanı istemeyen öfkeli bir kitle. Arkasına basını, yüksek yargıyı ve o dönem hemen her konuda fikir beyan edip sınır çizmeyi doğal bir hak, millî bir görev addeden ask...