Kayıtlar

geleceğin inşası ve muhafazakarlar

Fırınlarda, pastanelerde ve marketlerde imsakiyelerin dağıtıldığı, hemen her gazetenin bir ramazan sayfası veya ilâvesi verdiği, iftar ve sahur programları, mukabeleler, ilahîler, dinî sohbetler… derken televizyon kanallarının neredeyse pür-dinî yayınlar yaptığı şu günler, eminim bazılarına endişelenmekte ne kadar haklı olduklarını bir kez daha hatırlatıyordur. Endişeli modern tanımlamasını ilk kullanan bir anket şirketi ( KONDA ) olsa da, bu kavramı kitlelerle Binnaz Toprak buluşturdu. Esas tartışma bu noktada başladı zaten: Toprak’ın kullandığı şekliyle ‘endişeli modern’ kavramı, toplumun muhafazakârlaşmasından (hassaten dindarlaşmasından) kaygı duyan orta-üst sınıfa mensup bir zümreyi mi tavsif ediyordu, yoksa durdurulması, önüne geçilmesi gereken bir sürece mi işaret ediyordu? İlki sosyolojik bir tespitken, ikincisi siyasal bir talepti çünkü. Derken, tartışma genişledi ve Volkan Ertit’in aksi istikametteki görüşleriyle daha ilginç bir hal aldı: Geçmişe kıyasla daha seküler ...

çörekotları

Ağaçların neredeyse çiçek açmadan meyveye durduğu diyarlardan birinde yaşıyorsanız, mevsimdeki değişmeyi balkonda geçirilen zamanın uzunluğuna bakarak takip etmesini de bilirsiniz. Bütün kış sadece çamaşır asmak veya toplamak için uğranılan balkonlar, sabah kahvaltılarının yapılıp keyif çaylarının yudumlandığı, evin en gözde mekânı hâline geliverir baharla birlikte… Hemen altında yada üstünde komşumuzun da oturduğunu bildiğimiz hâlde yapmaktan geri duramadığımız apartman dedikoduları bile balkona taşınır bu mevsimde. Havalar biraz daha ısınıp açıkta bırakılan tereyağları kıvamını kaybetmeye başladığında, pazar alışverişinden ev gezmelerinin saatine kadar hayatın bütün akışını tayin eden uzun bir yaz başlamış demektir. Mevsim günlük hayatı öylesine etkiler ki bu diyarda, yaşanan kavgaların, ağız dalaşlarının ve münakaşaların bile bir kısmının sebebi, bir kısmının konusu mutlaka sıcaklardır. Öyle ki, serinlemek için kapıyı ve pencereyi birlikte açanların cereyanda kalmak istem...

15 vekil hadisesi

2002 seçimlerine giderken, favori Ak Parti idi. Ak Parti’nin ve Erdoğan’ın önünü kesmek isteyenler, vaktiyle okuduğu bir şiir yüzünden toplumu kin ve düşmanlığa sevk etme suçundan ceza alan Erdoğan’ın milletvekili adayı olamayacağı itirazıyla Yüksek Seçim Kurulu’na başvurmuşlardı. Dönemin YSK Başkanı Tufan Algan, Erdoğan’ın milletvekili adaylığına yapılan itirazı değerlendirirken takip edecekleri yolu, bakın, Yavuz Donat’a nasıl anlatmış ? (20 Eylül 2002, Sabah) … Yargı siyasallaşmaz. Yargı, önüne gelen dosyaya bakar. Hukuka bakar. Memleketinin menfaatlerine bakar. Çanakkale'ye bakar, 26 Ağustos'taki Büyük Taarruz'a bakar, 30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Muharebesi'ne bakar. Kendisine neyin bırakıldığına", yarın çocuklarına "ne bırakacağına" bakar. Başkanı böylesine ucube bir açıklama yapabilen bir kuruldan hukukî bir karar beklenemezdi elbette. Beklenen oldu ve Erdoğan’ın adaylık başvurusu YSK tarafından reddedildi. Ne milletvekili, ne de -parti...

kısaca muhafazakârlık

Kültür, bir milletin çağlar boyunca biriktirdiği değerler bütünüdür . Tarih öğretmenimiz, kültürü bu şekilde tanımlamıştı bize. Ortaokuldaydım. Tanpınar’la tanışınca, zaman-tarih-toplum-kültür-birikim ilişkisi üzerine daha çok düşünmeye başladım. Liberal düşünce geleneğini ve bilhassa Hayek’i keşfim ise, bir dönüm noktası teşkil etti. Okuyup anlamaya çalıştıkça, geleneğe ve onun davranış kalıbına dönüşmüş hâli olduğunu düşündüğüm kültür müessesine saygım o kadar arttı ki, liberal olmasaydım, muhafazakâr olurdum derken buldum kendimi. Elbette, hangi muhafazakârlık? Ülkemizde kendini ‘muhafazakâr’ olarak tanımlayanlardan pek azı, bu köklü düşünce akımının tarihi ve teorisi hakkında birşeyler biliyor. Muhafazakâr teorinin kurucusu Edmund Burke’ü okumak bir yana, adını duyanlara dahi nadiren rastlıyoruz. Entellektüel anlamda öylesine sahipsiz ki bu ülkede, gerçek muhafazakârlığı anlatan kitaplar basmak bile Liberte yayınlarına düşüyor. Teoriyi kitaplara bırakıp somut örnekler...

yandaş fetö'cülere

17/25 Aralık’ın patlak verdiği günlerdi. Hastaydım. İstirahatle atlatamayınca önce hekime gittim, sonra civardaki eczanelerden birine ilaç almaya. Orta sehpadaki Zaman gazetesi, okuyan kimse olmadığı halde, eczane sahibinin ‘büyük kavga’daki yerini göstermek için özellikle açık bırakılmıştı sanki. Böylesine netâmeli bir konuda, müşterilerinin bir kısmının siyasî görüş ve hissiyatını dışlayıcı bir tutum takınmayı göze alması, eczane sahibinin Gülen’e bağlılığıyla açıklanabilirdi ancak. Ve tabii, günün sonunda kazanacak tarafta durduğundan emin olmasıyla. O ve onun gibilerin kazanacağı bir ülkede yaşamak istemiyordum. Bu, o eczaneden son ilaç alışım oldu. Bir arkadaşımın aradığı bir ilacı sormak için, geçen yaz aynı eczaneye tekrar girdim. Vaktiyle Zaman gazetesinin işgal ettiği sehpaya yayılan Sabah gazetesi, eczane sahibinin FETÖ ile bağlantısının olmadığını (yahut kalmadığını) ilan ediyordu adeta. Gülen’le yollarını ayıranların -nedametlerinde samimi iseler tabii- yapması ger...

hayatın sihirli üçgenleri

Şu üç şeyin aynı anda elde edilebildiği bir yer var mıdır dünya üzerinde çok merak ediyorum doğrusu; yada bu üçünü birden bünyesinde barındırabilen bir ilişki kurulabilir mi insanlar arasında? Ben hayatın sihirli üçgeni diyorum bu üç kavrama: Mutluluk, huzur ve hürriyet... İnsanlar arasında bu üçünün aynı anda yakalanabildiği bir ilişki kurulabilir mi, yada kaç kişi bu üç temel üzerine oturmuş bir bağla bağlanabilmiştir başka insanlara? Fakat daha da önemlisi insanlar arasında böyle bir ilişkinin kurulması mümkün olsa bile insanlar böyle erdemli bir mükemmelliğin manevi yükünü nereye kadar taşıyabilir? Hayatlarının tam orta yerine böyle sihirli bir üçgeni kondurmayı başarmış insanlar, birgün bu üçgenin ağırlığını daha fazla taşıyamayacaklarını anlarlarsa ne yapacaklar; yada geçmişlerinde böyle sihirli bir dünyaya sahip olamamış insanlar, geleceklerinde sahip olabileceklerine dair tüm ümitlerini de kaybederlerse ne olacak? İster üç boyutlu ve büyülü bir gerçekliğin tüm hazzını, hay...

mavi saçlı kız

Günlük - Burçak Çerezcioğlu Ölüm için her zaman erken. Henüz çocukluktan gençliğe doğru yürümekte olan bir kız için, haydi haydi erken… Zamanın kendisine hazırladığı acılarla henüz tanışmadan, edebiyat taslamaktan uzak bir samimiyetle tutmaya başladığı bu günlükte Burçak’ın heyecanlarını, umutlarını, uçarılıklarını, yaramazlıklarını, özlemlerini; kısaca hayata sımsıkı tutunuşunu bulacaksınız. Sağlığı iyice bozulup günlük tutamaz hale gelinceye kadar yaşadıklarını, Burçak’ın kendi kaleminden okuyoruz. Sonrasında yaşananlar ise günlüğe ailesi tarafından eklenmiş ve günlük böylece yayına hazır hale gelmiş. Hem kızlarının anısını yad etmek, hem de benzer acıları yaşayan yada yaşamakta olan ailelere sabır ve metanet ile, her durumda ümit telkin etmek üzere ailesi tarafından yayınlanmış bir kitap daha okumuştum. Mavi Saçlı Kız bana o kitabı hatırlattı. Okumak isteyenlere onu da tavsiye ederim: “Cennetimde Buluşmak Üzere” (yazan: Christel ve Isabel Zachert)