secdede uyuyakalmak

istanbula ilk geldiğimde teyzemde kalıyordum. oturma odasındaki çekyatı bana tahsis etmişti. teyzem odasına çekildikten sonra televizyonu kapatır, yatağı açar, ışığı söndürüp yatardım. ertesi gün erken kalkmak derdi olmadığı için geç saatlere kadar oturan teyzemin televizyon keyfini bölmemek için direnebildiğim kadar direnir, uykumun geldiğini belli etmemeye çalışırdım. lakin sabah altı buçuk demeden kalkmak zorunda olan biri, ne kadar direnebilir ki?..
odada çekyattan başka oturacak yer olsa, ses yada ışık beni rahatsız etmezdi. varsın, izlemeye devam etsin. ama yatabilmek için çekyatı açmam, çekyatı açabilmem için de teyzemin oturduğu yerden kalkması gerekiyordu. uykumun geldiğini anlayınca bazen odasına çekilir, bazen de “sen yat, bir köşesine oturup seyrederim ben” dediği çekyatı açtırıp televizyon izlemeye devam ederdi. böyle gitmeyeceğini anlayıp askerdeki oğlunun odasına taşınmamı isteyene kadar bu düzen devam etti
ikinci durumdan, yani çekyatın bir köşesine oturup televizyon izlemesinden şikâyetim yoktu aslında. fakat o yaş ve şişmanlıktaki birinin sırtını bir yere dayamadan uzun süre oturmasının zor olacağını düşünerek yatış saatimi geciktirebildiğim kadar geciktirmeye çalışıyordum. ilk birkaç gün kolaydı. fakat süre uzadıkça, dayanmak zorlaşıyordu.
tam da o günlerde mübarek ramazan ayı başladı. uykuyu hem bölen hem kısaltan bir etken olarak sahurun da devreye girmesiyle, uykusuzluğum had safhaya çıktı. leylâ gibi dolandığıma bakmayıp, teravihe gitmeye heves emeyeyim mi bir de!... nasıl etmeyeyim? hem istanbuldaki ilk ramazanım, hem de tarihî yeni valide camiinin çok yakınında oturuyoruz.
iftardan sonra abdestimi alıp camiye koştum. orta saflarda bir yerdeyim. uydum imama deyip teravihe başladık. gözümden uyku akıyor. namaz bir an önce bitse de eve gidip uyusam diyorum içimden. diyorum ya, gitsem uyuyabilecek miyim ki? hele bir gideyim de, gerisini o zaman düşünürüz.
işte bu düşünceler içinde, gözüm kapanmak üzere, kulağım imamda, bedenim otomatiğe bağlanmış vaziyette tamamlamaya çalıştığım teravihin kaçıncı rekatında bilmem, secdeye gitmiş ve öylece kalmışım. kendime geldiğimde herkes ayakta, ben hâlâ secdedeydim. orada, o halde ne kadar kaldım bilmiyorum. araya selam girecek kadar uzasa, kaldırırlardı. secdede geçirdiğim beş-on saniye, belki birkaç dakika boyunca uyuyakalmışım.
herhangi bir yerden kuvvet almadığım halde dengemi kaybedip düşmediğime göre, abdestim bozulmadı diye düşünüp ayağa kalktım ve namaza devam ettim. hoş, bozulsa da o kalabalığı yarıp nasıl çıkacaktım ki?..
ta lise yıllarımda necip fazıl özentisiyle yazdığım bir beyti hatırladım şimdi. bakın ne yazmışım.
ne leyla ile mecnun bana, ne beng ü bade
senin verdiğin zevki vermekte ey saccade!

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

yedi numarayı keşfimiz

ilk eşyalarım