Kayıtlar

sabah duası

bugünümüzü dünümüzden, yarınımızı bugünümüzden hayreyle. afvınla, mağfiretinle, ecrinle ve inayetinle bugün de kuşat bizi. dün vermediklerini bugün, bugün vermediklerini yarın nasip et bize. hakkımızda hayırlı olmayandan ümit ve hevesimizi kes. hayırlı olanlar için azim ve şevkimizi artır ve bize yardım et. vermediklerini alamaz, verdiklerine karşı koyamayız. gücümüzün yetmediğine maruz kalmaktan da, gücümüzün yettiğine ulaşamamaktan da sana sığınırız. irticalen eklediğim (çoğu zaman da eklemediğim) bir yada birkaç cümleyi saymazsak, her sabah evden çıkarken okumayı âdet haline getirdiğim bir dua. mirac kandiliniz kutlu olsun.

ilahi aşk

iki şehrin hikâyesi'ndeki (dickens) carton, gönül hanım'daki (müftüoğlu) kont bela yada deli yürek'teki (tv dizisi) ayşegül… galiba gerçek aşk onlarınki gibi. ama hiçbirinin sonunda mutluluk yok. birincisinde carton kızı daha çok seviyor, ama kız darney'e gidiyor, ikincisinde ahmet'e. üçüncüsünde ise yusuf zeynep`in oluyor. üstelik ilk iki örnekte, delicesine sevdikleri kızı elleriyle başkasına teslim ediyorlar. çünkü kız, orada, onlarla daha mutlu olacak. aşkın içinde bencillik yoksa, ilahi bir hüviyet kazanıyor sanki. huzur buluyor ama mutlu olamıyorsun. başkalarının mutluluğu insanı nereye kadar mutlu edebilir ki?..

ziftli asfalt ne ise

ziftli asfaltın üstüne dökülmüş çakıl taşlarının üstünden durmaksızın (“sürekli”) akan bir trafik (“yoğunluk”) düşünün. bu 'sürekliliği sağlanmış yoğunluk' sayesinde, çakıl taşları zaman içinde hem birbirine, hem de zifte iyice yapışır. neticede pürüzsüz bir zemin ortaya çıkar. benim her yönüyle ve hakiki mânâda bir kurumsallaşmadan anladığım, ancak zaman içinde tecrübe edile edile ortaya çıkabilecek böylesine pürüzsüz bir zemin. ferdî açıdan alışkanlıklara, makro düzeyde ise geleneklere, her geçen gün daha fazla saygı duymamın ve önemsememin bir sebebi bu ise, diğer sebep Hayek’ten yaptığım okumalar hiç şüphesiz.

sessizlik onay değil

îmadan kaçınan, söylemek istediklerini doğrudan, fakat usturupluca ifade etmenin doğru olduğuna inanan biriyimdir. en azından öyle olduğumu sanıyor, öyle olmaya çalışıyorum. fakat, nasıl desem, biraz tuhaf biriyimdir de… sesimin yada sessizliğimin ne şekilde algılanacağı kaygısını hayatımın hiçbir döneminde taşımadım meselâ. ne şekilde algılandığına da aldırmadım. buna rağmen bildim ki, sessizlik çoğu zaman onay ve kabulleniş şeklinde algılanmakta. lâkin onaylamadığım, kabul etmediğim konularda sessiz da kaldığım oldu. bu durumu, sessizliğe değil de, sesime verdiğim değer ile açıklamak mümkün sanırım. çünkü ben, şahsımla ilgili -fikirlerimi kastetmiyorum- yanlış anlama yahut kanaatlerin çok azını düzeltme gereği duydum. hayatı bir muharebe gibi görmediğimden, çok fazla müdafaa hattı kurmaya lüzum görmedim demek de mümkün belki, bilemiyorum. fakat şu kadarını iyi biliyorum ki, düzeltmeye çalıştıklarımın ortak noktası sözkonusu yanlış anlamanın, varsa, karşı tarafı üzme ih...

saniyelik aşklar

yazın sıcak havalarda bir karış açık bırakılan bir cam vardı çok da uzak olmayan bir zamanda. o camın arkasında bir masa. masanın üstünde de bir bilgisayar… kız, bazen masanın başına geçip bilgisayarla çalışırdı. işte böyle zamanlarda, açık kalan pencerenin arasından kızın yüzünü görmek de mümkün olurdu. pencerenin göründüğü koridordan hızımı biraz yavaşlaratak geçerken, önce pencerenin açık olmasını, sonra da kızın bilgisayar başında çalışıyor olmasını dilerdim. bu dileğim, bazen gerçekleşirdi de. ve ben o birkaç saniye boyunca doya doya seyrederdim onu.

alışkanlıklarımız

İnsanoğlunun var oluş nedeniyle var oluş biçimi arasındaki iflah olmaz çelişkiyi ifade eden tiryakilik, bedenin ve ruhun ihtiyaçlarına aykırı biçimde gelişir. Bir süredir üzerinde durduğum alışkanlıklar ise, bedenin ve ruhun ihtiyaçlarıyla çelişmez, bilâkis onları tamamlar. Çoğu zaman gözden kaçsa da, alışkanlıkları sürdürmek, tiryakilikleri ise bırakmak için çaba sarf etmememiz gerekir. Alışkanlıklar, refakatinden memnun kaldığımız müddetçe birlikte yürüdüğümüz yol arkadaşlarıdır bir bakıma. Yol arkadaşını seçebilmek, insana ne müthiş bir emniyet hissi verir, düşündünüz mü? Hele uzun bir yola çıkıyorsanız… Aşık Veysel`in tarifiyle, ilerlemekte olduğumuz ‘uzun ince yol’da, aile efradını saymazsak etrafımızda görmekten en çok hoşlandığımız kişilerin hemen hepsinin, bizimle aynı yada benzer ilgi alanlarına sahip insanlar olduğunu bilmem fark ettiniz mi? Gün gelip terk-i diyar etmemiz gerekse, kuracağımız yeni hayatta temas imkânları arayacağımız ilk insanlar muhtemelen bize en...

alışkanlık yaratmak

Bu yazıda, 2006 yılının ilk aylarına tekabül eden soğuk bir kış akşamında aldığım bir gazetenin ilavesi olarak cüz’i bir fiyata dağıtılan bir kitaptan bahsetmek istiyorum sizlere. George S. Clason’un “Babil’in Kervan Taciri” adlı kitabından… Hikâye bu ya; hayata aynı kulvardan atılan üç arkadaştan ikisinin hâli ortada iken, zaman üçüncünün lehine işlemiş ve onu Babil’in en zengin adamı hâline getirmiş. ‘Biz neden başaramadık, o nasıl başardı’ diye tartıştıklarına göre, başarının tek ölçüsünün para olduğu yanılgısı, demek o devirde hâkimmiş. İki arkadaş dayanamayıp “zengin olmayı nasıl başardın” diye sormaya karar veriyorlar. Bunun üzerine kervan tâciri, anlatmaya başlıyor. Kitabın konusunu da bu hâtıralar oluşturuyor zaten. “Delikanlılık çağında karşılaştığım bir bilgeden aldığım öğüdü tutmaya karar verdiğim gün hayatım değişmeye başladı” diyerek sözlerine başlıyor kervan tâciri. Bana, içi çakıl taşlarıyla dolu bir heybe veren bilge, nehrin iki yakasını birleştiren köprüyü ...