Kayıtlar

Seçimler: Beka meselesi mi?

Çok partili hayata 1946’da geçtiğimizi sananların tarih algısı, besbelli ki ‘cumhuriyet’le sınırlı. Cumhuriyetten önce de siyasî partilerin olduğunu ve seçimlerin yapıldığını ya bilmiyor yahut bilmezden geliyorlar. Siyasî tarihimizin ilk seçimi 1876’da, birden çok partinin katıldığı ilk seçim ise 1908’de yapıldı. İnkıtaya uğrasa da, bir asrı geçkin bir seçim ve siyasî parti kültürümüz var. 1876-1946 arasında yapılan bütün seçimler iki dereceli idi. Müntehib-i evvel adı verilen ilk seçmenler (oy verme salâhiyetine sahip vatandaşlar), bir ‘seçici kurul’ mantığıyla çalışan müntehib-i sânileri seçiyor, müntehib-i sâni adı verilen ikinci seçmenler ise milletvekillerini belirliyordu. Seçenle seçilen arasındaki ara kademeyi ortadan kaldıran 1946 seçimleri, aynı zamanda Cumhuriyetin ilk çok partili seçim tecrübesiydi de. Çiçeği burnundaki muhalefet partilerinin yeterli zaman ve propaganda imkânı bulamadığı bu baskın seçimde açık oy, gizli tasnif gibi ayyûka varan hukuksuzluklar yaşan...

Müslüm ve Freddie Mercury: İki Göçmenin Hikâyesi

İstanbul’un tahtını koruduğu, ancak diğer illerle mesafesinin bu kadar açılmadığı yıllarda, sadece bereketli topraklarıyla değil sermaye birikimi, ticarî ve sınaî kapasitesiyle de müthiş bir çekim merkeziydi Adana. Öyle ki Türkiye’nin en büyük holdinglerinden birini bu şehirde kuran Sabancı ailesi bile Talas’tan (Kayseri) gelip Adana’ya yerleşmişti. Göçmendiler. Farklı coğrafyalardan kopup emeğine, sermayesine ve talihine güvenerek bu şehre gelen insanlar Adana’ya ve ekonomisine nasıl dinamizm katıyorsa, iktisadî hayattaki canlılık da şehrin kültürünü, sanatını ve eğlence hayatını öyle besliyordu. Orhan Kemal, bu toprakların çocuğuydu meselâ. Adına (hususî) bir kanun çıkartılacak kadar özel bir yetenek olan Suna Kan da, müzik tahsilini ilerletmek için küçük yaşta önce Ankara’ya, sonra yurt dışına gitmiş bir Adanalıydı. Hayatında ve ikbalinde önemli yer tuttuğu halde, Adanalı olmayan isimler de var: Yaşar Kemal, Yılmaz Güney ve Muzaffer İzgü gibi. Yolu Adana’dan geçen bir başka i...

anayasal gelişme tezleri

Bülent Tanör, kendi verdiği doktora derslerinde de takip ettiği bu kitabında “niçin bu anayasa?..” yada “nasıl bir anayasa?..” sorularına cevap arayanların düşüncelerini derli toplu bir biçimde sunmayı amaçlıyor. Fazla ayrıntıya girmeden, konunun sadece ana hatlarını ve özünü vermeye çalışan başarılı bir çalışma olduğu söylenebilir. İncelenen tezlerin Kemalist, Gelenekçi-İslamcı, Popülist ve Sosyalist olmak üzere dört ana kategoriye ayrılması, takibi daha kolay bir yol haritası sunması bakımından iyi bir çıkış noktası oluşturmuş. Ne var ki görüşleri incelenen kişilerin bu dört kategoriden biri ile irtibatlandırılarak A kişisinin Kemalist, B kişisinin İslamcı, C kişisinin popülist… olarak takdim edilmesi, okuyucunun bu isimlere peşin hükümlü olarak yaklaşmasına da yol açabiliyor. Kitabın zayıf noktası da bu bana göre: yazarın, tasvip etmediğini anladığımız görüşlere karşı zaman zaman tarafsızlığını kaybetmesi… Yazarın tarafsızlığını kaybettiği satırlarda kullandığı dil yaln...

kitaplardan filmlere biyografiler

hatıra ve biyografilerin öneminden bahsederken gördüm ki, otobiyografileri atlamışım. unuttuğumdan değil, hatıra ve otobiyografiler arasında ‘teknik’ bir fark olduğunu düşündüğümden... ilki (hatıralar) hayatın genellikle belli bir dönemini veya yönünü ele alıyorken, ikincisi (otobiyografiler) hayatın geneline şâmil oluyor. hatıra veya otobiyografiler tarafsız değildir elbette. olması da beklenemez. yeter ki yazar yaşadıklarını ve gördüklerini kendi zaviyesinden anlatmakla yetinsin, işine gelmeyen hallerde hakikati tahrife yahut kendine saklamaya meyletmesin. bu sakınca, çapraz (mukayeseli) okumalarla ortadan kalkabilir ancak, ki bu da belli bir kişiyi ve/veya dönemi anlatan hatıra ve biyografilerin sayısının artmasıyla mümkün. hatıra ve özyaşam öykülerine nispetle tarafsız metinler olmakla birlikte, biyografiler de büsbütün tarafsız değildir aslında. biyografi yazarının ‘yumuşak karnı’nı, hayatını yazmakta olduğu kişiye beslediği sempati oluşturur bana göre. aynı şey okuyucu içi...

kişisel gelişim kitapları, hatıra ve biyografiler

Okuma macerası Yaman İzci serisi ile başlayıp, masallar ve foto romanlarla devam eden, Jules Verne, Ömer Seyfeddin, Kemalettin Tuğcu ve Gülten Dayıoğlu’nun kitaplarından önce Zagor, Tommiks, Teksas, Mister No, Flash Gordon gibi çizgi roman kahramanlarını okumuş birinin, kitabın herhangi bir türüne karşı olması mümkün mü? Okuma hevesi, heyecanı ve alışkanlığının hangi virüsle vücudumuza bulaştığının önemi yok aslında. Mühim olan bu alışkanlığı kazanmak. Bir defa bu alışkanlığı kazandıktan sonra, yanında kitap taşıyanlara ve ilginizi çekmeyen kitaplara bile sempatiyle bakmaya başlıyorsunuz. Öyle ki, okuyucusuna vadettiği katkının abartıldığını ve çoğu kez işe yaramadığını düşündüğüm kişisel gelişim kitaplarının gördüğü rağbet bile beni sevindiriyor. Bildiğiniz üzere, kişisel gelişim kitaplarında bol bol nasihat edilir, hayata, insanlara ve parlak bir geleceğe dair tavsiyelerde bulunulur. Mutluluğun sırları, kadın-erkek ilişkileri, eş seçme ve çocuk yetiştirme stratejileri, zorlukl...

Sikkeden banknota döviz kurları

Siyasetin, ekonominin ve sosyal hayatın en sıkıntısız dönemidir yaz ayları. Meclisin tatile girmesiyle siyasî gerilim düşer, okullar kapanınca masraflar azalır, trafik bile rahatlar. Trafikten çekilen öğrenci servisleri ve soluğu sayfiye yerlerinde alan yazlıkçılar kadar, izinlerini memlekette yahut bir tatil beldesinde geçirmek için şehirden uzaklaşanların da payı vardır bu rahatlamada. Buna mukabil, bu dönemde yerli ve yabancı turist akınına uğrayan tatil beldeleri en civcivli günlerini yaşar. Sadece yabancı turistler değil, gurbetçiler de yurda giriş yapmak için yaz aylarını tercih ederler. Her iki kaynaktan gelen dövizin birleşmesiyle bu aylarda adeta bir döviz bolluğu yaşanır. Öyle ki bir döviz krizi yaşanacaksa, yaz aylarına tesadüf etme ihtimâli ya yoktur yahut çok azdır. Bilâkis, bu aylarda istikrar kazanan döviz kurunun olumlu etkileri elektrik, doğalgaz ve akaryakıt gibi ithalata dayalı temel girdi fiyatları üzerinden bütün ekonomiye yayılır. Mevsim ilerleyip sebze ve ...

Ana (Pearl S.Buck)

Roman - Yazan: Pearl S. Buck Çin’in, herkesin birbiriyle akraba olduğu küçük bir köyünde bir ‘ana’nın başından geçenleri anlatıyor bu roman… Hayatın, birgün önce nasıl yaşanmışsa birgün sonra da öyle yaşandığı, hareket ve farklılık namına içinde hiçbirşey barındırmayan küçük bir köy… Bütün hayatı böyle bir köyde geçen bir kadının “evin gelini ve çocuklarının anası” olmaktan “evin kaynanası ve babaannesi" olmaya doğru seyreden hikâyesi… Birgün evden çıkan, bir daha da dönmeyen bir koca. İyice yaşlanmış kaynanası ve üç küçük çocuğu ile yaşam mücadelesi veren genç bir kadın ve onun acı dolu zor yılları. Saflıkla zekâyı, çalışkanlıkla kanaati, analıkla dişiliği aynı ölçülerde taşıyan; dürüstlüğüne dürüst, fakat yalan söylemesini de becerebilen bir şahsiyet. İyi bir ana, iyi bir gelin… İlerleyen yıllarda ise aksi bir kaynana… İyi, dürüst ve namuslu bir insan; fakat asla ahlak âbidesi değil. Herkes gibi ve de herkes kadar zaaf sahibi. Kısacası bu romanda kutsanmadan takdi...