Kayıtlar

hırsıza mektup

istanbula yeni geldiğim günlerdi. teyzemin yanında kalıyordum. mutad olduğu üzere, iş çıkışı biraz dolaştıktan sonra eve gelmiştim. ev boştu. şaşırdım, çünkü teyzem o saatte nadiren çıkardı. alışverişe birlikte çıkardık, fakat ufak tefek şeyler için beni beklemezdi. alışverişe mi gitti, yoksa hava almaya mı çıktı diye düşünürken balkonda olabileceği aklıma geldi. bir koşu balkona baktım, orada da yok. nerede bu teyzem diye düşünürken, salonda, üçlü koltuğun önüne çektiği zigon sehpanın üstünde bir kâğıt gördüm. teyzemin el yazısıyla şöyle birşeyler yazıyordu: oğlum. parasızlık canıma tak etti. borç gırtlağa dayandı. dayının yanına borç para istemeye gidiyorum. birkaç güne gelirim, beni merak etme. aynı evde kaldığım halde teyzemin bu darlığından nasıl haberim olmadı? bana niye söylemedi diye epeyce hayıflandığımı hatırlıyorum. hemen telefona sarıldım. âni bir kararla gölcük’e, dayımın yanına gitmiş. biraz değişiklik olsun istemiş. para sıkıntısı filan da yokmuş. peki o not neydi...

Uzay Yolculuğunun Hatırlattıkları

Alper Gezeravcı’nın uzaya yaptığı onsekiz günlük seyahat büyük bir merak ve heyecan dalgası yaratırken bazı tartışmaları da beraberinde getirdi. Bu tartışmaların en renklisi, uzaya çıkan ilk Türk’ü nasıl adlandıracağımızla ilgili olanıydı bana göre: Astronot mu demeliydik, yoksa Sovyetlerin ‘kozmonot’una, Çinlilerin ‘taykonot’una, Fransızların ‘spasonot’una benzer bir isim türetip onu mu kullanmalıydık? Türkonot diyebilirdik meselâ. Yada gökbey, gökmen, gökalp, cacabey, fezagir, evrenot… Gökbey’e cinsiyetçi diye itiraz ediliyor. Gökmen, türkonot ve evrenot’a Türkçe’nin özünde olmayan (uydurma) eklerle türetildiği için karşı çıkılıyor. Fezagir’e Arapça kökenli olduğu için. Cacabey’e yükselen itiraz hem telaffuz zorluğundan hem de büyük ölçüde siyasî; bu ismi Devlet Bahçeli teklif etti çünkü. Velhâsıl bu isimlerin her birine farklı bir gerekçeyle karşı çıkmak mümkün, herhangi biri üzerinde uzlaşmak ise imkânsıza yakın. Benim şahsî tercihim, Gökalp. Bu sayede, ilk uzay yolcumuz Alper Geze...

uzay merakım

Resim
gökyüzüne merakım küçük yaşlarda başladı. kesin bir tarih vermek zor, fakat geriye dönüp baktığımda, halley kuyruklu yıldızını ararken buluyorum kendimi. küçüktüm, fakat yine de hatırlıyorum. halley kuyruklu yıldızı o gece dünyanın yakınından geçecek, hava şartları müsait olursa biz de görebilecektik. bütün ülke, yetmiş küsür yılda bir gerçekleşen bu gökyüzü hadisesine kilitlenmiştik. aylar süren bu bekleyiş sırasında iki şey daha yapmıştık. ilki, halit ziya uşaklıgil’in “kuyruklu yıldız altında bir izdivaç” romanını dizi haline getirerek dönemin tek kanalı ve tek televizyonu trt’de yayınlanmaktı. ikincisi ise, o yıl bizi erovizyon’da temsil etmek üzere “halley” isimli bir de şarkı hazırlamak. şarkıyı seslendiren grubun üyelerinden birinin, hani o kısa kıvırcık saçlı gencecik kızın candan erçetin olduğunu şarkıyı yıllar sonra youtube’da izlerken fark edecektim. beklenen gece geldiğinde, maaile bahçeye çıktık. insan boyunu aşmayan bahçe duvarının hemen arkasındaki mahalle arkadaşla...

Gazze

Gazze, Filistin’in denize açılan kapısı. Ne var ki bu kapı yıllardır İsrail ablukasında ve kapalı. Gazzeliler İsrail’den izinsiz balık bile avlayamıyor, Akdeniz’in kıyısında açlık çekiyorlar. Gazze’nin güney komşusu Mısır’a açılan Refah kapısı var bir de… Mursî zamanında Gazze’ye can veren bu kapı, Sisi iktidarı ele geçirdiğinden beri kapalı. İsrail’le anlaşmalı olarak ve zinhar onu kızdırmayacak geçişler için arada bir açılıyor. Geçtiğimiz ay sağlanan geçici ateşkesin ilk gününde 200 tırlık insanî yardım geçişine müsaade edilmişti meselâ. Gazze’nin nüfusu iki milyon, her tırın istiap haddi 25 ton olduğuna göre, sadece içme suyu ihtiyacını karşılamak için bile günlük 160 tır gerekiyor. Girmesine izin verilen yardımın büyüklüğünü yahut kifayetini, varın siz hesap edin. Gazze’nin yardıma değil, ablukanın kaldırılmasına ve ticarete ihtiyacı var. 7 Ekim saldırısından sonra bu ihtimalin iyice düştüğünün, hatta ortadan kalktığının farkındayım. Lâkin Gazze 7 Ekim’den önce de abluka altındaydı...

teyzelerim

biri bu dünyadan, diğeri bu diyardan göçüp giden iki teyzem var benim. vardı, daha doğrusu… büyüğü vefat edeli sekiz yıl oldu. 83 yaşındaki küçük teyzem ise geçen ay rusyaya, oğlunun yanına taşındı. ömrünün kalan kısmını orada tamamlayacak. allah, bütün büyüklerimize uzun ve sağlıklı ömürler versin. teyzelerim o kadar farklı iki karakterdiler ki… geriye dönüp baktığımda, birbirlerine en çok benzeyen yanlarının çok iyi yemek yapmaları olduğunu söyleyebilirim. bu meziyet ırsî birşey herhalde ki annemde de var, büyük teyzemin kızında da. kısa denecek bir zamanda sofrayı hepsi birbirinden lezzetli üç-beş çeşit yemekle donatırlar. bana öyle geliyor ki teyzelerimin kaderinin asıl benzeştiği nokta, otuz-kırk gün ölümle cebelleştikten sonra her ikisinin de hayata tutunmayı başarmış olmaları… büyük teyzem 1994’te geçirdiği kalp ameliyatından sonra bir ayı aşkın bir süre yoğun bakımda kaldı. kendinizi kötü habere hazırlayın denilmişken iyileşip 21 yıl daha yaşadı. kandaki üre miktarını...

Liberal Düşünce Kongresi 2023

Liberal Düşünce Topluluğu’nun otuz yılı deviren tarihinde özel ve önemli bir yer tutan Liberal Düşünce Kongrelerinin sonuncusu, önceki hafta sonu Ürgüp’te yapıldı. Kovid nedeniyle verilen dört yıllık aradan sonra bu yıl yeniden toplanan kongre sayesinde, birbirini uzun zamandır görmeyen kişiler bir araya gelme ve yeni simalarla tanışma imkânı buldu. Kongreye katılanlar arasında dört yıllık süre zarfında birbiriyle irtibatını az-çok koruyanlar yahut hiç koparmayanlar yanında, birbirini sadece bu tür ortak platformlarda görenler de bulunuyordu. Katılımcıların bir kısmı ise kongreye ilk defa gelmişti. Liberal Düşünce Kongreleri, birbirini tanımayanların tanışması, tanıyanların buluşması ve kaynaşması için mümbit bir vasat teşkil edegelmiştir. Bu defa da öyle oldu. Gözlerim, daha önceki kongrelerde görmeye alışık olduğum halde bu defa katılamayanları aradı. Burada adını anmadıklarım beni bağışlasın ama Mehmet Ali İlkaya ve Bengül Güngörmez bu yılki kongrede olmadığını ilk fark ettiğim isi...

14/28 Mayıs seçimleri nasıl yapıldı?

Bir önceki yazıda seçimlerin elektronik ortama taşınmasının mahzurlarından bahsetmiş ve ‘tutulacak en iyi yol, seçimleri klasik usülle yapmaya devam etmek’ diye bitirmiştim. Bu yazıda ise hâlihazırda seçimlerin nasıl yapıldığını kısaca anlatacağım. İlk turu 14 Mayıs’ta yapılan seçimlerin benim için farklı bir anlamı vardı. Daha evvel oy atıp çıktığım sandığın başını bekleyecek ve seçimlerin usulü dairesinde gerçekleşmesine nezaret edecektim. Bu, benim ilk sandık görevimdi. Sandık mahalline bir gün önceden giderek oy verme kabinlerini kurmuş, sandığı yerleştirmiş, sandık kurulu üyelerinin oturma düzenini ayarlamıştım. Seçim sabahı saat yedide, görev yapacağım okulda idim. Partili üyelerin birbiriyle didişeceği, itiraz ve çekişmelerle dolu, uzun bir günün beni beklediğini düşünerek endişeleniyordum. Sandık kurulu başkanı ve üyeleri yemin ederek görevine başlıyor. Yemin edildikten sonra, bina sorumlusundan imza mukabili aldığım bez torbayı herkesin huzurunda açtım. Torbadan çıkan pu...