Kayıtlar

Altılı Masa Yıkılırken

Altılı Masa, iki büyük ayak üzerine kuruluydu. CHP ve İYİP’in oluşturduğu iki büyük ayaktan ilki, son yapılan genel seçimde (2018) %22.6, ikincisi %9.96 oy almıştı. Masanın küçük ortaklarından Saadet Partisi’nin oyu %1.3, 2018 seçimlerine CHP listesinden giren Demokrat Parti’nin bir önceki seçimde (2015 Kasım) aldığı oy ise %0.16. İYİP’i saymazsak Altılı Masa’nın diğer dört bileşeninin oy toplamı CHP’nin onda biri bile etmiyor (Ak Parti’den kopan isimlerin kurduğu DEVA ve Gelecek Partileri henüz seçmen karşısına çıkmadı). Apayrı dünya görüşüne sahip altı partinin bir masa etrafında toplanıp konuşabilmesi elbette önemliydi. Fakat bu birlikteliğin altında yatan başlıca saikin Erdoğan düşmanlığı olduğu unutulmamalı. Buna rağmen ortak çalışma grupları tertip edebildi, kamuoyunun karşısına bazı somut önerilerle çıkabildiler. Önerilerinin muhtevasından ve hayata geçirilebilme şansından bağımsız olarak, karşılıklı saygı ve nezaket çerçevesinde yürütülen bu çabayı takdire şâyan buluyorum. B...

depremin ardından

Geçen hafta, yakın tarihimizin en yıkıcı depremlerini aynı bölgede, sekiz saat arayla ve peşpeşe yaşadık. İlkinde yıkılmayan binaların bir kısmı ikincisinde yıkıldı, ilk depremde hayatta kalmayı başaranların bir kısmı ikincisinde vefat etti. Vefat edenlerin sayısı 40 bine, yaralı sayısı 100 bine dayandı. Önümüzdeki günlerde bu rakamlar muhtemelen daha da artacak. Tarihe ve haberlere istatistik olarak geçen bu insanların her biri, bir hafta öncesine kadar hayattaydılar. Geleceğe dair umutları, planları, endişeleri, korkuları vardı. Birilerinin umudu, göz bebeği, yaşama sevinci ve varlık sebebiydiler. Bir hafta öncesine kadar nefes alıp veren bu canlardan otuz bini aşkını artık yaşamıyor. Hayatta kalanlarsa, kaybettiklerinin açtığı yara ve koca bir boşluk hissiyle yola devam etmeye çalışacak. Ölenlere Allah’tan rahmet, kalanlara başsağlığı ve acil şifalar diliyorum. Depremi, sabahın ilk saatlerinde televizyondan öğrendim. Dış dünyaya müdanasız tavırlarına alışık olduğumuz İçişleri Bakan...

Dış politikada Menderes'in izinde

ABD ve AB ile arasında soğuk rüzgârlar esen Türkiye’nin, Batı’nın tecrit ettiği İran ve Rusya ile görüşmeye devam etmesi, Rusya’ya uygulanan ambargoya katılmaması (kimilerine göre ‘delmesi’) ve nihayet Çin ile Rusya’nın başını çektiği Şanghay İşbirliği Örgütü’ne katılma konusunda niyet beyanında bulunması dış politikada eksen kayması tartışmasını yeniden alevlendirdi. Diğer ülkelerle ilişkilerimizi geliştirmeye kalkan bütün hükümetler benzer itirazlarla karşılaşmışlardır. Aslında önemli olan, diğer ülkelerle münasebetlerimizi Batı blokundan koparak mı, kopmadan mı geliştirdiğimiz. Rusyayla Ukrayna arasındaki esir takasına aracılık etmek ve Ukrayna tahılının dünya pazarlarına ulaşmasına yardımcı olmak gibi birçok konuda uluslararası sorunların çözümüne katkı sağladığı ve Batı karşısında Türkiye’nin elini güçlendirdiği sürece Batı bloku dışındaki ülkelerle iyi ilişkiler kurmanın nesi kötü? Ancak ticaret yapmanın ve iyi ilişkiler kurmanın ötesine geçip onların siyasî ve ekonomik sistemi...

1970'leri özlemek

Müzisyen İlhan İrem’i geçtiğimiz günlerde kaybettik. Ailesine ve sevenlerine başsağlığı diliyorum. Kendine has müziği ve yorumuyla hemen her şarkısında belli bir standardı tutturmayı başarmış iyi bir müzisyendi. Yaptığı müziği ‘senfonik rock’ olarak adlandırıyordu. Hakkında söylenenlerden ve vaktiyle Aydınlık gazetesinde kaleme aldığı köşe yazılarından takip edebildiğim kadarıyla sıkı bir solcu ve Atatürkçü idi. Veysel’in uzun ince bir yol olarak tarif ettiği hayatı bir ‘koridor’ olarak gören, seküler-sufi bir dünya görüşüne sahipti. Vefatının ardından bir dizi taziye mesajı yayınlandı. Onu tanıyanlar, müşterek hatıralarını anlattı veya yazdı. İrem’in müzik dünyasında boy göstermeye başladığı 70’li yıllara bolca atıf yapıldı ve o yıllar özlemle yad edildi. Kimilerine göre 70’ler sevgi dolu masumiyet yıllarıydı. Gerçekten öyle miydi? 70’ler sevgi ve dostluğun hüküm sürdüğü bir dö-nem mi idi? Televizyonun, cep telefonunun ve internetin olmadığı bir dünyada aile efradımız, ahbaplarım...

Edirneyi Bulgarlar mı istila ediyor

Son dönemde alışveriş yapmak için Edirne’ye gelen Bulgarlar kimilerini rahatsız etse de, yapılan röportajlardan gördüğümüz kadarıyla esnaf halinden gayet memnun. Günübirliğine gelenlerden pasaport sorulmayacak olması, Edirne’deki hareketliliği önümüzdeki günlerde daha da artıracak. Yani birilerinin yüzü asılmaya, esnafınki gülmeye devam edecek. Esnafın yüzünün neden güldüğü belli; satışları artıyor, kâr ediyor. Peki Bulgarların alışverişlerini memleketimizden yapması kimi, niye rahatsız ediyor? Bu konuda birkaç açıklama getirmek mümkün. Bana göre bu rahatsızlığın sebeplerinden ilki, yabancı düşmanlığı… Bir zamanlar Kürtlere yönelen koyu hoşnutsuzluk son yıllarda yerini mültecilere bıraktı, fakat onlarla sınırlı kalmadı. Turist, yani misafir olarak muvakkat bir süre için ülkemize gelenlere karşı bile öfkeyle bakan azımsanmayacak bir kitle var. Aşağıdaki konuşmaya geçenlerde şahit oldum meselâ: - Geçenlerde Çemberlitaş tarafındaydım. Adres sormak için etrafa bakındım, bir tek Türk...

seçmen izlemede

Herkesin bir önceliği var. Seçmen ve vatandaş olarak benim önceliğim siyaset dışı kurumların müdahalelerinden arındırılmış, tamamen sivil ve demokratik bir hayat... Türkiye'nin sivil ve demokratik bir düzlemde yoluna devam etmesine hizmet eden her görüşle dayanışma içinde olmaya ve destek vermeye hazırım. Önceliğini "siyaset dışı kurumların müdahalelerinden arındırılmış, tamamen sivil ve demokratik bir hayat" olarak açıklamış bir kimsenin (naçizane benim yani) 22 Temmuz 'referadumunda' tarafsız ve kayıtsız kalması mümkün müydü? Kalmadım, kalamadım. Son yapılan seçimlerde, aralarında yukarda behsettiğim unsurun da ağırlıklı yer tuttuğu pekçok sebepten ötürü oyumu AKP'e verdim. AK Parti elbette beni birbir temsil etmiyor. Her konuda tam bir mutabakat halinde de değiliz. Benim açımdan bunun bir önemi yok çünkü tam mutabakat denen şeyin mümkün olduğuna da, gerekli olduğuna da inanmıyorum. Eşler arasında yada aile fertleri içindeki görüş ayrılıkları dahi tam bi...

oylamaya mutlaka katılın

İki önceki yazıda, 27 Nisan 2007'de DYP ve lideri Ağar ile ANAP'a gönderdiğimi söylediğim e-posta. Yerine ulaştı fakat amacına ulaşmadı ne yazık ki. Her iki lider de, partileri de oylamaya katılmadı. ANAP'tan şu an adını hatırlamadığım bir tek milletvekili katılmıştı oylamaya. Sonradan Ak Parti'den bir dönem milletvekilliği yaptı. E-postanın tam metni aşağıda. */* Siyasi sorunların demokratik mekanizmalar içinde ve siyasi aktörler eliyle çözülmesi gerektiğine inanıyorum. Cumhurbaşkanlığı seçiminin siyasetin çözmesi (daha doğrusu karar vermesi) gereken bir konu olmaktan çıkıp "adli bir vaka" halinde mahkemeye taşınması bu bakımdan yanlış olacaktır. Özellikle Sami Selçuk'un Star Gazetesi'ndeki yorumlarını okuduktan sonra, oylamaya başlanabilmesi için Meclis'te 367 kişinin hazır bulunmasının hiç de şart olmadığına iyice kanaat getirmiş bir seçmen ve vatandaş olarak, bu noktada partinize ve milletvekillerinize önemli bir görev düştüğünü düşünüyo...